Diyarbakır Hakkında

Diyarbakır Yolu

Köklü tarihin ve kadim medeniyetlerin buluştuğu yer: Diyarbakır!

Sümer-Akat belgelerine göre, Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer alan bu bölge, Subartu adıyla bilinmiş ve burada yaşayan topluluklar Subaru olarak anılmıştır. Yunanlar bu topraklara Mezopotamya, İslam kaynakları ise El-Cezire ismini vermiştir. Diyarbakır, tarihte El Cezire olarak da tanımlanan Mezopotamya’nın kuzeyinde kurulmuştur.
Diyarbakır Havzası, Batıdan Karacadağ Volkan Kütlesi (1919 m), Kuzeyden ve Doğudan Kuzey Doğu Toroslar, Güney’den ise Mardin eşiği ile çevrilidir.
Diyarbakır; Bingöl, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Elazığ, Malatya, Muş ve Adıyaman gibi illerle komşudur.

Dicle Nehri, Türkiye’den doğarak Irak’ta Fırat Nehri ile birleşir ve Basra Körfezi’ne dökülür. Toplam uzunluğu 1.900 kilometre olan nehrin 450 kilometrelik (bazı kaynaklara göre 523 km) kısmı Türkiye sınırları içinde yer alır. Bu uzunluğun önemli bir kısmı Diyarbakır topraklarından geçmektedir. Dicle, uzun yıllardır Diyarbakır’ın ticaretinde, ekonomisinde ve sosyal yaşamında önemli bir role sahiptir.

Diyarbakır topraklarının %37’si dağlar, %31’i ovalar, %30’u platolar %2’si yaylalardan oluşur İl, çanak şeklinde bir havza görünümüne sahiptir ve bu havzanın ortalama yüksekliği 700 metredir. İl merkezinin rakımı ise 670 metredir.

Diyarbakır ismi, kuruluşundan günümüze kadar farklı milletlerin kullandığı isimlere göre değişiklik göstermiştir. Şehir, tarih boyunca Amid, Amida, O’Mid, Augusta, Karacakale ve Kara Amid gibi isimlerle anılmıştır. Hurriler döneminde (M.Ö. 3500-1150) “Amidi”, Roma İmparatorluğu döneminde ise “Amida” adı kullanılmıştır. Diyarbekir ismi, İslam döneminde 18. yüzyıla kadar geçerli olmuştur. 17 Kasım 1937 tarihinde ise Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle şehrin adı Diyarbakır olarak kayıtlara geçmiştir.

Tarih Öncesi Dönemden Günümüze Yaşamın İzlerini Sürebileceğimiz Yer Diyarbakır!

Tarih öncesi dönemden günümüze yaşamın devam ettiği Diyarbakır’da; Paleolitik (Eski Taş Devri) ve Mezolitik (Orta Taş Devri) devirlere ait yaşam izleri, Silvan’daki Hassuni, Ergani’deki Hilar ve Eğil mağaralarında yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, M.Ö. 10.450’ye kadar uzanan bir tarihe sahip olan Bismil ilçesine bağlı Ağıl Köyü yakınlarındaki Körtiktepe’de yapılan çalışmalar da, bölgedeki Neolitik (Yeni Taş Devri) döneme ait izleri gün yüzüne çıkarmaktadır.

Hurriler, M.Ö. 3.000’li yıllarda bölgede devlet kurmuş ve ardından M.Ö. 2.000’li yılların ortalarında Hurri ve Mitanni adında iki konfederasyona ayrıldığında, Diyarbakır bölgesi Mitanni egemenliğine geçmiştir. Asurlular, M.Ö. 17. yüzyılda bölgeyi ele geçirerek Mitanni egemenliğini sonlandırmış ve M.Ö. 653 yılına kadar bu bölgede varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ardından, sırasıyla İskitler ve Medler bir dönem burada hüküm sürmüştür.
M.Ö. 550 yılında Medler son bularak Perslere geçmiştir.
M.Ö. 331 yılında Pers Hükümdarı III. Darius ile Makedon Kralı Büyük İskender’in yenmesi ile Pers egemenliğine, Büyük İskender’e geçmiştir.
M.Ö. 323 yılında İskender’in ölümüyle 5 bölüme ayrılan ülke içinde Diyarbakır kısmı sırasıyla Selevkos, Part ve Tigran yönetimine geçmiştir.
M.Ö. 69 yılında Roma İmparatorluğu, Diyarbakır’ı (Amida) topraklarına katmıştır. Roma hakimiyeti sırasında, Sasaniler Amida’yı ele geçirmek için saldırıya geçmiş ve şehri kuşatmışlardır. Çetin geçen bu savaş sonrasında Amida teslim olmuştur. 387 yılında, uzun süre devam eden Roma-Sasani mücadelesi sona ermiş ve bölge iki güç arasında paylaştırılarak Amida, Roma İmparatorluğu’na bırakılmıştır. Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında Doğu ve Batı Roma olarak ikiye ayrılmasının ardından, Amida, Doğu Roma İmparatorluğu yani Bizans egemenliğine geçmiştir.
Hz. Ömer döneminde, 639 yılında Müslümanlar, Bizans topraklarında ilerleyişlerine devam ederken Diyarbakır’a ulaşmışlardır. Beş aylık kuşatma sonrasında şehri ele geçirmişlerdir.
Hz. Ali’nin vefatından sonra halifelik Emevi Hanedanı’na geçmiştir ve 750 yılına kadar Diyarbakır, Emeviler’in hakimiyetinde kalmıştır.

O günden sonra Diyarbakır’da hakimiyet gösteren yönetimleri kronolojik olarak sıralamak gerekirse; 750-869 Abbasiler, 869-899 Şeyhoğullar, 930-980 Hamdaniler, 980-984 Büveyhoğulları, 984-1085 Mervaniler, 1085-1097 Selçuklu, 1097-1142 İnanoğulları, 1142-1183 Nisanoğulları, 1183-1232 Artukoğulları, 1232-1240 Eyyübiler, 1240-1302 Anadolu Selçukluları, 1302-1394 Mardin Artukluları, 1394-1401 Timur, 1401-1507 Akkoyunlular, 1515 Osmanlı İmparatorluğu.

Diyarbakır’ın Demografik Özellikleri

Tarih boyunca pek çok uygarlığın gelişimine sahne olan Diyarbakır, farklı milletlerin, kültürlerin ve inanç gruplarının bir arada barış içinde yaşadığı bir şehir olmuştur. İslamiyet öncesi dönemde Diyarbakır nüfusunun büyük kısmını Şemsiler, Yahudiler ve Hristiyanlar oluşturuyordu. Hristiyanlık, M.S. 1. yüzyılın ortalarında bölgeye yayıldı. 19. yüzyılda ise Diyarbakır halkının büyük bir çoğunluğu Müslümanlardan oluşmaktaydı; bu nüfus içinde en yoğun olan gruplar Kürtler, Zazalar, Türkler ve Araplar’dı. Bugün de Müslümanlar şehirdeki nüfusun büyük bir kısmını oluşturmakta, ancak şehirde farklı din ve mezheplere mensup topluluklar da varlıklarını sürdürmektedir.

Hristiyanlar, Ermeniler, Süryaniler, Nasturiler, Keldaniler, Rumlar (Melkitler), Katolikler ve Protestanlar gibi pek çok farklı mezhebe mensup topluluklar, Diyarbakır’da tarihsel olarak önemli bir yer tutmuş ve şehre zengin bir kültürel mozaik katmıştır. Özellikle Ermeni topluluğu, Diyarbakır’daki Hristiyan nüfus içinde en kalabalık olan gruptu.
Günümüzde Diyarbakır, bu tarihi çeşitliliği ve hoşgörüyü koruyarak, farklı milletlerden, dinlerden ve mezheplerden insanları barış içinde bir arada barındıran bir şehir olmaya devam etmektedir. Şehir halkı, sevincini ve hüznünü birlikte paylaşırken, gelenek ve göreneklerinde de benzerlikler göstermektedir.

Diyarbakır, din, dil ve kültür çeşitliliği ile dikkat çeken ve bu zenginlikleriyle yaşayan bir kent olarak, çok yönlü bir kimlik taşımaktadır.