Anasayfa > Efsaneler >
Zembilfüroş Efsanesi
Zembilfüroş Efsanesi: Silvan’ın Sadakat ve Onur Destanı
Diyarbakır’ın kadim topraklarında, zamanın unuttuğu ama rüzgârın fısıldadığı eski hikâyelerden biri Silvan’da yaşanmıştı. Silvan’ın kalbi, yücelmiş bir sırrı barındıran Zembilfüroş Burcu’nda atıyordu. Bu burcun adı, sadakat ve onurun bedelini hayatıyla ödeyen bir adamın anısıyla yaşıyordu.
Vaktiyle Silvan’da, geçimini zembil satarak sağlayan, halkın sevgisini kazanmış, iyi huylu ve dürüst bir adam yaşamaktaydı. Sokaklarda yürürken sesi, zembillerin dokunduğu evlerin duvarlarından yankılanır, ahşap kapıların ardından izleyen gözler onun zarif ve vakur duruşuna hayranlıkla bakardı.
Bir gün, şehrin güzeller güzeli hükümdar karısı, bu zarif zembilciyi gördü ve gönlü ona tutuldu. Gönül kimin elinde ki? Ne taht, ne de hazineler bir kalbi dizginleyebilirdi. Hükümdarın karısı ona yaklaşıp, ne kadar zembili varsa getirmesini buyurdu. Adam, sevinçle evine koşup ne var ne yoksa getirdi. Ancak hükümdarın karısının niyeti zembilden fazlasıydı. Gözleri ateş gibi parlarken, duygularını saklamadan aşkını ilan etti. “Benimle ol,” dedi, “Sana dünya nimetlerini sunarım, yeter ki kalbini bana ver.”
Zembilci sustu. Korkuyla değil, tereddütle değil, fakat onur ve sadakatle. Evliydi, yeminliydi, ahlâkı ona bu teklifi kabul etmeyi yasaklıyordu. Gözlerini indirdi, sesi titremedi ama kesin bir ifadeyle, “Hayır,” dedi. “Bu, günah olur. Sadakatim, sevgim ve onurum bana yeter.”
Ancak hükümdarın karısının gönül yarası öyle derindi ki, bu reddedişi unutmadı. Güzelliğine alışık bir kadın olarak ilk kez istemediği bir şeye sahip olamayacağını anladı. Ama vazgeçmedi. Adamın evini öğrendi, zembilci dışarıdayken kapıyı çaldı. Adamın eşi kapıyı açtığında, hükümdarın karısı, ona göz kamaştıran bir teklifte bulundu:
“Bana sadece bir gece ver. Sen başka bir yerde kal, kocanla bir gece ben kalayım. Karşılığında sana ve çocuklarına ömrün boyunca yetecek kadar servet veririm.”
Zavallı kadın, çocuklarının geleceğini düşünerek bu teklifi kabul etti. Hükümdar karısı, adamın eşinin elbiselerini giyerek geceyi bekledi. Ancak, zembilci eve döndüğünde, ona sarılan kadının karısı olmadığını anladı. Teninin kokusu, dokunuşu, sözleri farklıydı. Bir an bile tereddüt etmeden kendini dışarı attı. Peşinden gelen hükümdarın karısını görünce, kurtuluşunun olmadığını fark etti. Onurunu, sadakatini koruyabilmek için tek bir yolu vardı:
Burçtan aşağı kendini bıraktı.
Zembilcinin bedeni taşlara çarpıp paramparça olurken, hükümdarın karısı onun ardından feryat etti. Sevdasının ölümle noktalandığını görmek ona ölümden öte bir acı verdi. Onun ardından atılıp o da can verdi.
O günden beri, Silvan’daki o burca “Zembilfüroş Burcu” denir.
Rüzgâr estiğinde, bazıları zembilcinin son sözlerini duyar gibi olur:
“Sadakat, en büyük servettir.”
