Anasayfa > Efsaneler >
Melike Belkıs ve Şifalı Suların Mucizesi
Bir zamanlar, Güneydoğu Anadolu’da hüküm süren güçlü ve kudretli bir Acem Kralı vardı. Bu kralın, dillere destan güzelliğiyle nam salmış bir kızı vardı: Melike Belkıs. Melike’nin parlak teni, ay ışığını kıskandıran bir zarafete sahipti ve gözleri sonsuz bir deniz gibi derinlik taşırdı. Kral, kızına büyük bir sevgiyle bağlıydı, onun üzerine titrer, bir an bile üzülmesine gönlü razı olmazdı.
Fakat bir gün, kaderin acımasız rüzgârı esti ve Melike Belkıs ağır bir hastalığa yakalandı. Önce vücudunda küçük yaralar belirdi, zamanla bu yaralar büyüyerek tüm bedenine yayıldı. Yaralar kapanmak yerine kötüleşti, hatta içlerinden kurtlar çıkmaya başladı. Güzel Melike’nin teni, kokusuyla etrafındakileri ürküten bir hastalığa mahkûm oldu. Kral, diyarın en iyi hekimlerini topladı, şifacılar, büyücüler, otacılar saraya çağrıldı. Fakat hiçbiri Melike’nin hastalığını iyileştiremedi. Kızının acılar içinde kıvrandığını gören kral, büyük bir çaresizliğe düştü.
Hastalık ilerledikçe, saraydaki herkes Melike’nin etrafından uzaklaşmaya başladı. O güzel kız artık saray halkı tarafından korku ve tiksintiyle anılıyordu. Kral, her ne kadar kızına olan sevgisini yüreğinde taşısa da, sarayın içinde onu tutamayacağını anladı ve muhafızlarına emir vererek kızını uzak bir ormana bırakmalarını söyledi.
Melike Belkıs, derin ve ıssız bir ormanda yalnız başına kaldı. Günlerce aç ve susuz dolandı, yaraları onu her geçen gün daha da zayıflatıyordu. Ta ki bir gün, ormanın içinde fokurdayan bir sıcak su kaynağı bulana kadar. Bitkin bedeniyle suyun kenarına oturdu, ayaklarını içine daldırdı. Ilık su, yaralarını yavaş yavaş sarmaya başladı. Melike Belkıs, bu şifalı suyun yaralarını iyileştirdiğini fark edince her gün bu suda yıkandı. Günler geçtikçe vücudu eski sağlığına kavuştu, yaraları tamamen iyileşti, kokusu kayboldu, eski güzelliği ve zarafeti yeniden yerine geldi.
Ona yiyecek getiren muhafızlar, bir gün genç kızın ışıl ışıl parlayan tenini, sağlıkla parlayan gözlerini görünce hayrete düştüler. Melike Belkıs’ın iyileştiğini gören muhafızlar hemen saraya dönüp müjdeli haberi krala ilettiler. Kral, bu haberi duyunca gözyaşları içinde kızına kavuşmak için yola koyuldu. Onu gördüğünde, kendi gözlerine inanamadı. Melike, sanki yeniden doğmuştu! Kral, kızına sarılıp ona bunun nasıl olduğunu sordu? Melike Belkıs ise, bulduğu sıcak su kaynağını ve orada yaşadığı iyileşme sürecini anlattı.
Kral, bunun bir ilahi lütuf olduğuna inandı ve derhal o bölgeye bir hamam yapılmasını emretti. Yıllar içinde bu hamam büyüdü, kaplıcalar kuruldu ve halkın şifa bulması için açıldı. O günden sonra, bu şifalı sular “Melike Belkıs Kaplıcaları” olarak anılmaya başlandı. Kaplıcaların başta romatizma, deri hastalıkları ve kadın hastalıkları olmak üzere birçok rahatsızlığa iyi geldiği söylenir.
Günümüzde, her yıl yaz aylarının başında Melike Belkıs anısına festival düzenlenir, halk onun şifalı sulara kavuştuğu günü kutlar.
Çermik Melike Belkıs Kaplıcaları, Büyük Paşa ve Küçük Paşa Hamamları ile hâlâ ziyaretçilerine şifa dağıtmaya devam etmektedir.
Ve işte böylece, Melike Belkıs’ın kaderi bir efsaneye dönüştü. Şifalı suların mucizesi asırlar boyunca dilden dile anlatılarak günümüze kadar ulaştı.
