Anasayfa > Tarih & Arkeoloji >

Lice Ashâb-ı Kehf Mağarası

Lice Ashâb-ı Kehf Mağarası

Ashâb-ı Kehf Mağarası, günümüz Lice ilçesinin Duru (Derkam) köyünün kuzeyindeki Ashâb-ı Kehf Dağı’nda yer almaktadır. Mağaranın mescit bölümünde yer alan bir kitabede, Artuklu Sultanı Ahmed el Mansur’un adı geçmektedir. Kitabeye dayanarak, yapının 14. yüzyılda, Mardin Artuklu Sultanı Ahmed el Mansur (766-69/1367-68) tarafından inşa edildiği anlaşılmaktadır.

1862 yılında, İngiliz Diyarbakır Konsolosu Taylor, günümüzde Lice’ye bağlı Ziyaret köyünü ziyaret etmiştir. Ziyaret köyünün eski adının Fes, Affis veya Afision olduğunu belirtir ve bu köyde Efsus şehrine ait birçok kalıntının bulunduğunu keşfeder. Ayrıca, köy halkının inancına göre, bu kalıntıların yanı başındaki küçük mağaranın Ashâb-ı Kehf ve onların koruyucusu Kelb-i Kehf’e ait olduğunu ifade eder.

Mağaranın içinde günümüzde bir mescit bulunmaktadır. Roma ve Bizans dönemlerinde Hristiyanlığın yaygın olduğu zamanlarda burada bir kilise bulunuyordu ve bu kiliseye “Derkam (Deyr-i Rakim) Kilisesi” adı verilmiştir. Mağara, Kur’an’da bahsedilen Ashâb-ı Kehf Mağarası ile tam olarak örtüşmektedir.

Ashab-ı Kehf ve Fis Şehri

Bugün hâlâ kalıntıları görülebilen Fis şehrinin adının, zaman içinde Efsis isminden türemiş olması oldukça muhtemeldir.

Bu şehre gelen tebliğci, Dakyanus’un şehrin girişine diktirdiği puta secde etmeyi reddettiği için içeri alınmaz ve bunun üzerine yakınlardaki bir hamamda çalışmaya başlar. Burada insanlarla iletişim kurma fırsatı yakalayarak, özellikle gençlere İseviliği anlatır. Onun tebliğiyle Ashab-ı Kehf ve birçok genç, Hz. İsa’nın (as) peygamberliğine inanarak gerçek iman sahipleri olurlar.

Şehirdeki bu dönüşümün farkına varan ve gerçeği öğrenen Dakyanus, inananlara puta tapmalarını, aksi halde öldürüleceklerini bildirir. Aynı zamanda, en yakınındaki bürokrat ve komutanlardan altı kişinin de bu yeni inancı benimsediğini öğrenir.

Bu altı genç, Fis’in önde gelen ailelerine mensuptur. Dakyanus’un kendilerini aradığını duyduklarında, Yemliha adında bir çobanla birlikte şehrin uzak bir noktasındaki mağaraya sığınırlar. Burada, üç yüzyıl sürecek olan mucizevi uykularına dalarlar. Onlarla birlikte olan köpekleri de mağaranın girişinde, ön ayaklarını uzatmış halde aynı uykunun bir parçası olur.

Gençlerin şehirden kaçtığını öğrenen Dakyanus, askerleriyle birlikte mağaraya kadar gelir. İçeride Ashab-ı Kehf’in ve köpeğin uyuduğunu gören askerler, korkuya kapılarak geri çekilirler. Bu olağanüstü manzara karşısında şaşkına dönen Dakyanus ve adamları, içeridekileri açlık ve susuzluğa mahkûm etmek için mağaranın tek girişini kapatarak geri dönerler.

Lice’de bulunan Ashab-ı Kehf mağarasının girişini kapatmak amacıyla inşa edilen duvar, gençler uyanmadan önce yıkılmış ve taşları bir ahır ya da samanlık yapımında kullanılmıştır. Ancak o duvarın yeri unutulmaması için yerine sembolik bir başka duvar örülmüş ve kapı boyutunda bir giriş bırakılmıştır. Bu duvar günümüzde hâlâ ayaktadır.

Ashab-ı Kehf’in Uyanışı

Kur’an-ı Kerim’in Kehf Suresi’nin 19. ve 20. ayetlerinde mağaradaki gençlerin uyanışı şöyle anlatılır:

“Onları uzun bir uykuya daldırdığımız gibi, belirlenen vakitte uyandırdık. Ardından birbirlerine sordular. İçlerinden biri, ‘Ne kadar süre uyuduk?’ diye sordu. Diğerleri, ‘Bir gün ya da günün bir kısmı kadar kaldık’ dediler. Bunun üzerine bazıları, ‘Ne kadar süre kaldığımızı en iyi Rabbimiz bilir. Şimdi aramızdan birini, elindeki gümüş parayla şehre yollayalım. Orada en temiz ve helal yiyeceği bulup bizim için alsın. Ancak kimseye fark ettirmesin. Çünkü eğer halk bizi yakalarsa ya öldürür ya da kendi dinlerine döndürmeye zorlarlar. O zaman asla kurtuluşa eremeyiz’ dediler.”

Allah’ın (cc) korumasındaki bu gençler, mağarada geçirdikleri üç yüz yıl boyunca yaşlanmamış, bedenlerinde herhangi bir değişiklik olmamış, saçları ve tırnakları bile uzamamıştır. Hatta kıyafetleri dahi eskimeden, ilk günkü gibi kalmıştır. Aksi takdirde uyandıklarında “Sadece bir gün ya da günün bir kısmı kadar kaldık” demezlerdi.

Ashab-ı Kehf, aralarından Yemliha’yı yiyecek almak için şehre gönderir. Fis’e gelen Yemliha, bir fırına girerek ekmek almak ister ve ödeme yapmak için Roma İmparatoru Domityanus dönemine ait gümüş parayı uzatır. Fırıncı, parayı görünce şaşkınlıkla, “Bu para üç yüz yıl öncesine ait! Sen bir hazine bulmuş olmalısın. Ya beni de ortak edersin ya da seni yetkililere bildiririm” der. Yemliha ise kendini savunarak, “Ben hiçbir hazine bulmadım. Daha dün bu parayla alışveriş yapılıyordu” diye yanıt verir.

Sonunda Yemliha, şehrin yöneticilerinin huzuruna çıkarılır ve gördüğü manzara karşısında büyük bir şaşkınlık yaşar. Artık şehri Dakyanus değil, kendi inancına sahip bir hükümdar yönetmektedir. Yaşadıklarını anlattığında herkes büyük bir mucizeye tanıklık ettiklerini anlar. Şehir halkı ve yöneticiler, bu olağanüstü olayı görmek için Ashab-ı Kehf’i mağaradan çıkarmak isterler. Ancak gençler, bu teklifi değerlendirmek için mağaraya döner ve orada ebedi istirahata çekilirler.

Onların vefatından sonra mağaranın girişi kutsal bir mekâna dönüştürülür. Mağara iki bölüme ayrılır; bir taraf ibadet yeri olarak düzenlenirken, diğer taraf mezar olarak bırakılır.

O dönemin yöneticileri, Ashab-ı Kehf’in uyandığı gün olan 28 Mayıs’ı ölümden sonra yeniden dirilişi simgeleyen bir bayram olarak ilan eder. Bu anlamlı gün, Diyarbakır-Lice’de yüzyıllardır aynı inançla kutlanmaya devam etmektedir.

Hasan Tanrıverdi

Prof. Dr., Dicle Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Dekanı

Facebook
X
LinkedIn
Pinterest
WhatsApp

Tarih & Arkeoloji